Gürcistan ve Türkiye’de Doğum ile İlgili Halk İnanışlarının Karşılaştırılması / Prof. Dr. Bekir ŞİŞMAN - Elene KİPSHİDZE

(TÜRKİYE)

 

Özet

Halk inanışları gündelik hayatımızın her safhasında önemli bir yer tutmaktadır. Ne kadar çağdaş olursa olsun her toplumda halk inanışlarının varlığını görebilmekteyiz. Bir toplumun kültürel zenginliğini ise halk inanışlarının çeşitliliğiyle ölçebiliriz. Ayrıca halk inanışları yardımıyla bu toplumların sosyo-kültürel özellikleri hakkında birçok bilgi sahibi olmak, bir konunun veya olayın sembol anlamını belirlemek mümkündür. Halk inanışları konusunda çalışmaya başlayınca insanların gündelik hayatında buna ne kadar önem verdiklerini görmek mümkündür. Bu halk inanışları uzun zaman içinde unutulup gitse de, bir bölümü değişim göstererek hala varlığını sürdürmektedir.

Çalışmamızın amacı Türk ve Gürcü halkının yaşamında halk inanışlarının yerini belirleyip onların kültürel yaşamda, tarihte nasıl ortaya çıktığını tespit etmektir. Ayrıca tarih boyunca komşuluk yapmış bu iki millet arasında ortak inanışların çıkacağına emin olup onları göstermektir. Örnek yöre olarak Samsun ve Tiflis seçilmiştir. Bu karşılaştırma denemesinin her iki taraf için de faydalı olacağına inanmaktayız.

 

Comparison of Folk Beliefs about Birth in Georgia and Turkey 

Abstract

Folk beliefs have an important place in every stage of our life. No matter how contemporary, in every society we can see the existence of folk beliefs. We can measure the cultural richness of society by the diversity of folk beliefs. In addition, with the help of folk beliefs, it is possible to know lot of information about the socio-cultural lifes of these societies and to determine the symbol meaning of a theme or incident. When people begin to study folk beliefs, it is easy to see how much people attach importance folk beliefs in their daily lifes. Among the long time some of these folk beliefs have been disappeared or they have been forgotten, but some of them still continue existing.

The aim of our work is to determine the place of folk beliefs in the life of Turkish and Georgian people and to seem how they will turn out in cultural life. In addition of these, we believe that among the long time neighboring relation and history help us to realize common beliefs of these two nations. As the sample region were chosen Samsun and Tbilisi. We believe that this comparison experiment will be useful for both countries.

 

Giriş

Her milletin kendine has bir kültürü vardır. Kültür mirası, bir toplumun kimlik belgesi gibidir ve ait olduğu toplum hakkında önemli bilgiler verir. Bu kültür mirası içinde halk inanışları da önemli yer tutmaktadır. İnsanların hayatlarını etkileyen ve anlam katan halk inanışları nesilden nesle aktarılarak tarih boyunca varlığını sürdürmüştür.

Bu çalışmanın temel amacı Gürcistan’da (Örnek yöre Tiflis’te) doğumla ilgili yaşayan halk inanışlarını tespit edip, bunların Türkiye’dekilerle (Örnek yöre Samsun’dakilerle) karşılaştırılmasını sağlamak; böylelikle Türk ve Gürcü halkının geçmişten günümüze kadar ulaşıla gelen, çeşitli işlevlere sahip olan halk inanışlarının farklı ve benzeyen taraflarını göstermek ve bunlara gündelik hayatlarında ne kadar önem verdiklerini belirlemeye çalışmaktır.

 

Doğumla İlgili İnanış ve Uygulamalar

 

  1. Doğum Öncesiyle İlgili İnanış ve Uygulamalar
  • Sağ ayağınızın altı kaşınırsa birisinin kız çocuğu, sol ayağınızın altı kaşınırsa erkek çocuğu doğurduğu haberi gelir.
  • Kadına ipsiz iğne vermeyin çocuksuz olur.

(Samsun Yöresi’nde ise hamile kadına iğne elden verilmez; bir yere konularak verilir. Yoksa doğacak çocuk zayıf doğar.)

  • Hamile kadına sorun: Ellerinde bir şey mi var? Sağ elinin üstüne bakarsa kız çocuk, sol elinin üstüne bakarsa erkek çocuk, ikisine birlikte bakarsa erkek ikiz, ellerinin avuçlarından biri bakarsa kız, ikisine bakarsa kız ikiz, bir elinin avucuna, diğerinin üstüne bakarsa kız-erkek ikiz doğurur.
  • Hamile kadını sandalyeye oturtarak kafasına gizli tuz dökülür, elini kafasına doğru götürürse erkek çocuk, götürmezse kız çocuk doğurur.

(Samsun Yöresi’nde yaşayan inanış şu şekildedir. Hamile kadının haberi olmadan iki minderden birinin altına bıçak, diğerinin ise makas konulur. Kadın bıçaklı mindere oturursa erkek, makas olan mindere oturursa kız çocuğu doğurur.)

  • Eğer hamile kadının göbeği sivriyse erkek çocuk, yuvarlak ise kız çocuk doğurur.

(Samsun Yöresi’nde de benzeyen inanış bulunmaktadır. Hamile kadının karnı sivriyse erkek, kalçası genişlerse kız çocuğu doğurur.)

  • Annesi hamile olan çocuğa soru sorulur; sizin çatınızda şapka mı var mendil mi? Şapka derse erkek, mendil derse kız kardeşi olur.
  • İkiz meyveleri yerseniz ikizleriniz olur.
  • İlk üç ay boyunca hamile olduğunuzu anlatmayın, nazar değebilir.
  • Doğacak olan çocuğun önceden kıyafetlerini almak iyi değildir.
  • Beşik almaya gidince seçtiğiniz beşiği üç kere yukarı çekip bırakın, düşmezse demek ki o beşikte yatan çocuk büyür eğer düşerse beşiği almayın.
  • Hamile kadının ayağına birisi basarsa çocuğunu düşürür, ya da topal doğurur.
  • Evde hamile kadın olduğunda eve gelen misafir ayakta kalmamalı, çıkmadan oturmalı yoksa hamile kadın çocuğunu düşürür.
  • Hamile kadın saçlarını kesmemeli, yoksa çocuğun ömrü kısaltır.
  • Hamile kadın örgü yapmamalı, yoksa çocuğun göbek bağı sarılır.
  • Hamile olduğunuzda perdeleri ve çamaşırları asmak yasaktır, çocuğunuza göbek bağı sarılabilir.
  • Hamile kadın vefat ettiği insana bakarsa çocuğun karakteri kötü olur.

     (Samsun Yöresi’nde de hamile kadın cenazeye bakarsa doğacak çocuğunun benzi sarı olur.)

  • Hamile kadın çirkin insana bakarsa çocuğu da çirkin olur.
  • Çocuk göbekteyken ilk hareket yaptığında annesi kime bakarsa çocuk ona benzer.

(Buna benzeyen inanış Samsun Yöresi’nde de görülmektedir. Çocuk anne karnında ilk çabaladığı zaman anne kime bakarsa çocuk ona benzer.) 

  • Hamile kadın bir şey istediğinde isteği yerine getirilmezse çocuğunu düşürebilir. Hamile kadın içecek-yiyeceklerden bir şey isteyince yemezse çocuk sağlıksız doğar.

(Buna benzeyen inanışlar Samsun Yöresi’nde de görülmektedir. Türk halk inanışlarında aşermenin önemli bir yeri vardır. Aşeren kadına canının çektiğini getirmek gerekir. Bir halk inancına göre “aşeren kadın, çekim” halindedir. O anda rastlandığı şeyi çeker. Aşeren hamile kadına canının çektiği şey verilmezse, doğacak çocukta bir arıza kalacağına inanılır.)  

Aşerme döneminde gebe kadına her canının istediğini vermeye çok dikkat edilir. Bu kural gözetilmezse, annede veya doğacak olan çocukta, çocuğun düşmesi, sakat, kusurlu doğması gibi, zararlı etkilerin meydana geleceğine inanılır. Çalınan şeyler, gizlice alınan yiyecekler aşerme halinde olup olamayacağına rağmen doğacak çocukta bir iz bırakacaktır denilir.  Dolaysıyla her iki ülkede aşerme zamanında gebe kadına çok dikkatli bakılır ve her canının çektikleri yerine getirmeye çalışılır.

  • Hamile kadın ceviz ve fındık yerse, çocuğun cildi temiz olmaz. Bal yerse çocuğun ağzından su akar. Tavşan eti yerse çocuk açıkgözle uyumayı sever. Beyaz tenli ve güzel çocuğu doğurması için süt ürünleri yemeli.

(Samsun’da hamile kadın elma yerse çocuğu güzel olur, ayva yerse benzi sarı olur.)

  • Hamile kadın pazardan yumurta çalarsa doğurduğu çocuğun gamzeleri olur.
  • Hamile kadın hindinin yumurtasını yerse çocuk çilli olur, dalağa dokunursa çocuğun doğum lekesi olur, tavuğun dalağına dokunursa çocuğun kahverengi lekesi olur, Kurban kesildiği zaman boğanın karaciğerine dokunursa ve sonra o parmağını vücuduna değdirirse o yerde doğacak olan çocuğun beni olur.

(Samsun Yöresinde de doğum lekesiyle ilgili şu inanışlar mevcuttur: Hamile kadın aşerdiği zaman ciğer, çilek, salça ve nar gibi yemekleri yedikten sonra ellerini vücuduna değerse, doğacak olan çocuğunun aynı yerde yediği gıdanın rengine benzer bir iz olur.)

 

  1. Doğum Esnasıyla İlgili İnanış ve Uygulamalar

Gürcistan’da hamile kadına eskiden samanın üzerinde doğum yaptırırlardı ve ona doğum yaptıran kişiye “Bebiakali” (Nine kadın) ismiyle adlandırırlardı. Hamile kadının yastığı altına kötülükten korumak için kılıç ya da makas koyarlardı. Hamile kadın çocuğun doğurmakta zorluk çekince onu diz üstünde durdururlardı ve eline boş şişe verirlerdi. Kadın ona üflemesi gerekiyordu ve böylece güç kazanırdı. Hamile kadın doğum yaparken zorluk çekince bir başka uygulama da evdeki her çekmeceyi açıp hiçbir şey kapalı bırakmamaktı. Aynı zamanda doğum yapan hamile kadının yanına diğer hamile kadının girmesi yasaktı. Bu da hamile kadının çocuğu doğum yapan kadının çocuğuna beni bekle der ve doğum yapan kadın çocuk doğurmakta zorluk çeker inanışından kaynaklanmaktaydı.

Çocuk doğduğunda ona ilk “Bebiakali” ele alırdı ve göbek bağını da makasla o keserdi. Sonra çocuğu ılık suda yıkardı ve kumaşa sarardı. Çocuğun göbek bağı toprağa gömerlerdi. Bir başka varyantıyla göbek bağını saklarlardı ve çocuğun hayatında önemli gün geldiği zaman ona şans getirir, kaderi iyi olur inanışıyla atarlardı. Mesela çocuğun üniversiteye gitme zamanı gelince üniversiteyi kazanmak için göbek bağını çıkartıp havaya atarlardı.

(Samsun Yöresindeki göbek bağla ilgili inanış şu şekildedir: Erkek bebeğin kesilen göbeği malcı olması için ahıra, kızınki ise mutfakçı olması için mutfağa atılır. Yeni doğan bir çocuğun bir müddet sonra düşen göbeği evde saklanırsa çocuk büyüdüğünde evci olur, eve bağlanır. Dışarıya atılırsa dışarıyı sever, eve gelmek istemez.)

 

  1. Doğum Sonrasıyla İlgili İnanış ve Uygulamalar

Çocuğun doğduğunu aileye haber eden kişiye “Makharobeli” (iyi haber veren) denilir. Çocuğun ismini genellikle anne-baba seçer. Fakat çocuğa isim verme zamanı hakkında farklı bilgiler görülmektedir. Bazılarının söylediklerine göre çocuğa ismi kırk gün sonra verilirdi. Bu zaman içerisinde çocuk ölebilir korkusuyla ismini vermezlerdi. Diğerlerin anlattıklarına göre çocuğa isim doğduktan sonra hemen verilir ve verilen ismi de atalarından gelen isimlerden başarılı, mutlu ve cesur anlamını taşıyan isim olmalıydı.

Çocukların sürekli öldüğü ailelerde, çocuklarına kötü isim vermeye başlamışlardı. Onların inanışlarına göre kötü isim çocuklarını kötü ruhlardan uzaklaştırıyordu. Böylece çocukları hastalıklardan korumak için kötü isim verme bir ön tedbirdi. Bu inanç dünyanın farklı milletlerinde ve onların arasında Gürcüler ve Türklerde de çok yaygındı.

(Samsun Yöresinde bir ailenin doğan çocukları sürekli ölüyorsa bunun önlemesi için yeni doğan çocuklara Yaşar, Satılmış, Dursun, Durdu, Durmuş gibi isimler verilir.) 

Çocuğu büyütmek için beşik kullanırlardı. Çocuğun sağlıklı ve uslu olması için beşik çok önemliydi. Boş beşik sallanılmaz, çocuğun karnı ağrımasına sebep olur. Çocuğa anne sevgisini hissettirmek ve daha kolay büyütmek için ninni söylemek lazımdı. Ninni kelimesine Gürcüce “İavnana” denilir. Beşikte yatan çocuğun yatak altına demirden yapılan bir eşya koyarlardı. Bu uygulama çocuğa nazar değmemesi ve kötülük yaklaşmaması için yapılırdı. Aynı zamanda nazarın değmemesi için beşiğe sokulmuş demir para, haç, baykuş tırnağı, tılsım, “Avgaroz” (muska) ya da Aşk Merdiveni bitkisinin kökünü asarlardı. Eline ise kehribar taşı ya da kırmızı ip takarlardı.

Bazı inanışlara göre çocuk doğduğu zaman gökten onun kaderini yazan melek inerdi ve çocuğun hayatı nasıl geçireceğini yazardı. Bu inanç Gürcistan’ın dağ bölgelerinde mevcuttu.

Kırk gün içerisinde doğum yapmış kadına ve çocuğa çok dikkatli bakılır. Loğusa kadın kırk gün boyunca bebekle birlikte anne-baba evinde kalır. Kırk gün sonra çocuğu vaftiz edip kullanılan havluyu, mumu ve kesilen saçı saklarlar. Vaftiz olduktan sonra çocuğa nazar değmez ve zarar gelmez. Artık rahatla çocuğu evden çıkarılabilir, ziyarete götürebilir ve misafirler ağırlanmaya başlanır.

Gürcistan mitolojisinde “Ali” denilen kötü bir ruha rastlanmaktadır. Onlar loğusa kadınlara, kırkı çıkmayan çocuklara, tek olan yolculara vs. zarar verirler. “Ali”ler erkek ya da kadın olabilir. Kadın olanlar daha az güce sahipler. Onların kötülüğüne karşı sadece dua okutmak yeterli olabilir. Ayrıca buna Aziz Giorgi de karşı durabilir.

(Türkiye’de, Samsun Yöresinde de benzeyen inanış bulunmaktadır. “Albastı”, “Al karısı”, “Al Anası” diye adlanan kötü ruh, yeni doğan çocuklara ve özellikle loğusa kadınlara zarar veren olağanüstü varlıktır. “Albastı”dan korunmak için çeşitli türlü uygulamalar yapılır.) 

Gürcülerin inanışlarına göre kötü ruhlar küçük çocukları hasta etmek ve öldürmek için zaman bulmaya çalışırlar.  Bunun için anneler de çocuk yastıkların altına demirden yapılan bir eşya koyarlar, aynı zamanda çocuğu dışarıya götürürken kıyafet içinde bıçak koyarlar. Onlara göre kötü ruhlar demirden korkarak çocuğa zarar veremezler.

(Samsun Yöresinde de benzer bir inanış vardır. Burada da çocukların yattıkları yere bıçak, makas gibi eşyalar konulur. Bu demir eşyalardan korkan “Albastı” çocuğa zarar veremeyeceğine inanılır.)

 

Sonuç

 

Gürcülerin halk inanışları onların kültürüne, inancına, hayat tarzına dayanmaktadır. Ayrıca komşu milletler bu inanışların oluşumu sürecinde önemli katkılar sağlamışlardır. Türkler de bu milletler arasındadır. Binlerce yıl komşu olan Gürcüler ve Türkler, sürekli ilişki kurduğu için birbirlerinden etkilenmiştir. Birbirlerinin kültürünü ve inanışlarını aralarında taşımışlardır. Çalışmamızda gösterilen birçok benzer inanış ve uygulamanın da bundan kaynaklandığını düşünmekteyiz. Gürcü ve Türk toplumuna ait halk inanışlarındaki farklılıklar benzerliklere nazaran oldukça fazladır. Bu da doğaldır ve bunun en önemli nedeni de farklı din, örf ve âdetlere sahip olmalarıdır.

 

Kaynakça

KİPSHİDZE, Elene, “Türkiye ve Gürcistan’da Yaşayan Halk İnanışlarının Karşılaştırılması” Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Samsun 2019.                                                   

ŞİŞMAN, Bekir, “Samsun Yöresinde Yaşayan Halk İnançları Üzerine Bir İnceleme”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Samsun 1994.

ŞİŞMAN, Bekir, “Samsun Yöresinde Geçiş Dönemleriyle İlgili Yaşayan Halk İnançları ve Bunlara Ait Uygulamalar”, Erdem Dergisi, Volume 13, S. 39, 2001. s. 445-469.